Ben oy kullanmayacağım dediğim zaman etrafımdaki bütün insanların birer matematikçi kesilmelerine şaşıyorum. Adeta eleştiri üstüne eleştiri: Peki sen oy kullanmazsan toplamdaki oy oranı istemediğin partinin kazanması yönünde rol oynayabilir…Oy kullanmak bir vatandaşlık görevi kardeşim, git vazifeni yerine getir!…Sen bu ülkenin bir ferdi değil misin oy demokratik bir haktır, git hakkına sahip çık!…Eğer herkes senin gibi düşünürse kimse oy kullanmaz ve kimse oy kullanmazsa seçim yapılmaz ki!…Ya git hiç değilse bağımsıza ver oyunu!…Ya bari git içlerinden en iyisi hangisiyse ona ver!…Sana en yakın olana ver!…Ona ver!…Buna ver!…Bana ver!…Yürüyün gidin be! Çok bilmişler!
Siyasetin “S”sinden anlamazlar,başıma siyasetçi kesilirler! Sırf toplumsal baskıdan veya aile baskısından kurtulmak için kaç tane gencin gidip de hiçbir fikrinin olmadığı partiye oy verdiğini söylememe gerek yok.Kriter ne? -Aile baskısından kurtulmak mı?
Geleneksel olarak büyükler konuştuğunda el pençe divan onları dinleyip her söylediğini kafasıyla onaylayan kaç tane insanımız var? İşte o insanların sadece bir siyasetçinin hitabet sanatından etkilendi diye ona oy verdiğini söylemeye gerek var mı? Kriter? –Abi adam harika konuşuyor ama…
Yine adettendir diye baba neye oy veriyorsa aile bireylerinin de ona oy vermesi durumu kökten kalktı mı törelerimizden, ülkemizden? Hiç sanmam.Binlercesi de o şekilde ülkenin kaderinde söz sahibi oluyor. Kriter? –Ben bilmem beyim bilir.
Az buçuk aklı eren, bir zamanların ünlü siyasetçilerinden konu açıldığında sadece söyleyecek birkaç sözü olsun diye kendini üç beş kitaba ya da dergiye kaptıran kişiler kelime haznelerini biraz doldurunca en çok hangi siyasetçi hakkında bilgisi varsa onun yolundan gidip onun partisine oy veriyor. Trend’e uyuyor yani…Arz talep meselesi…Bu kişiler bir gün “şu”ncu oluyor bir gün “bu”ncu oluyorlar. Kriter? –Psikolojime bağlı!
Kendini vatandaşlık görev bilinciyle doldurmuş (!) nice insan bir diğer vatandaşlık görevi olan oy kullanma konusunda epey hassas. Ne de olsa miting dönemlerinde vatandaşlık gazıyla doldurulmuş olduklarından bunu bir özel misyon olarak görüyorlar. Motivasyon tam! Peki acaba diğer vatandaşlık görevlerinden n’aber? Yerleri kirletmemek… Yasalara titizlikle uymak… Diğer insanlara karşı saygılı ve hoşgörülü davranmak… Her türlü ayrımcılığa karşı olmak… Kanun ve kurallara saygılı olmak…Bunları yerine getiriyor musun sevgili vatandaşım? Sırf görevi yerine getirmek için ne milletvekilini tanıdığı ne başkanını tanıdığı partiye oy veren on binlerce mazbut insan yok mudur? Bence fazlasıyla mevcut. Peki ya kriter? –Görev aşkı!
Ha bir de demokrasiyi, ara öğün olarak ana yemekten önce masaya getiren zihniyet var. Demokratik bir ülkedeymişiz.Biz yapmazsak kim yaparmış?Bizim halk olarak her zaman sözümüz geçermiş. Peki madem…Demokratiksiniz dimi siz? Farz et ki seçime girildi. Adı lazım değil % 60 oy çoğunluğunu normal hayatta bile tolerans gösteremediğiniz “O” parti aldı diyelim… Allah aşkına susma konuş! Yarın o parti tek başına meclise girdiğinde o partinin binalarını taşlamaz mısınız? Yöneticilerine “O şöyle, Bu böyle” deyip canlarına kast etmez misiniz? Ya da kast edildiği zaman buna içinizden “Oh iyi oluyor…” demez misiniz? Yok öyle şirin görünmek!…Yok öyle demokrasi sakızını cak cak çiğnemek!…Kriter? – Yemişim sizin kriterinizi!!!
Valla kardeşim ben oy moy kullanmıyorum. Ne derseniz deyin. Gidip bağımsıza atacam ordan da biri milletvekili olarak giriyor meclise. Normalde bağımsız çekimserlerin yeri olmalıyken, kapanan partilerin destekçileri güya “ Herhangi bir siyasi düşünceye sahip olmayanların yeri” anlamına gelen bağımsız partiye giriyorlar ve siyasetin daniskasını yapıyorlar.
Vekil dedim de, bu işin aslı zaten vekalet sistemine dayanıyor. Yani birisine sınırlı ya da sınırsız vekalet verirsin ondan sonra senin adına bütün ya da bazı kararları o alır. Sen de buna razı olursun. Mesela 70.000 TL değerinde bir evin ve 30.000 TL değerinde bir araban var. Yoldan geçen adını bile bilmedin bir adama ya da bir kahvede üç beş defa sohbet ettiğin bir adama notere gidip de “Al kardeşim bu, evin ve arabanın vekaleti; sana devrediyorum. Ne yaparsan yap şimdiden razıyım.” der misin? Bırak tanımadığın ya da az tanıdığın adamı; anana, babana, öz be öz kardeşine vermezsin vekaleti! Kulaktan dolma bilgilere dayanarak mahallenin, köyünün, şehrinin, ülkenin, vatanın- geç hepsini- namusunun vekaletini nasıl olur da veriyorsun bir başkasına! Durum aynı burada da. Ben hiç tanımadığım bir siyasetçiye sırf bilmem kime benziyor diye usulca paravanın ardına sokulup “seni seçiyorum” demem arkadaş! Kimse benim adıma ülkeyi yönetmesin! Çünkü kötü bir şey yapınca bunun vebalını, bunun sorumluluğunu taşıyacak kadar büyük bir insan değilim.
İktidar kötü bir şey yapınca hunharca küfreden vatandaşım! Unutmayın kendinize küfrediyorsunuz! Siz vekil tayin ettiniz onu!
Tek amacım var: Acaba bu yeni seçim döneminde kaç tane öğrencime meslek sahibi olabilmeleri için gerekli bilgileri verebilirim. Budur. Benim siyasi yönüm de budur. Seçimin hemen ertesi sabahı yeni bir maratona kimin koynunda uyanacağımız umrumda bile değil!
Ben amacımı bilirim…
Ahmet Konukoğlu
Thunder is
Email this author | All posts by Thunder | Subscribe to Entries (RSS)
